7 Aralık 2010 Salı

HEDEFİM BÜYÜK!

Hedefim, tüm vücut losyonu ve parfümlerimi evlenene kadar bitirip, dolabımı boşaltmak. Evlenirken, bir araba dolusu kozmetik yetmezmiş gibi bir de bu kremleri yeni evime taşımamak, müstakbel kaynanadan dırdır işitmemek, "çeyiz yapçeene bunları mı alıveedin, cık, cık " şeklinde sözler duymamak.

Şimdi, evlenmeme yaklaşık 1,5 sene var. ( Plan bu şimdilik!) Önümde bitirmem gereken dağlar gibi vücut losyonu ve parfüm var. Çok fazla parfüm kullanan biriyim biter herhalde, vücut losyonu da her banyodan sonra sürerim genelde, ancak çok yorgunsam, çok geç vakitte banyo yaptıysam uykum vardır ve üşenirim. Ancak bu kadar çok kullanmama rağmen, dolabımdaki krem sayısı azalmıyor bir türlü.


1 adet Bath& Body Works Body Cream: Sparkling Peach- 236 ml
1 adet Bath& Body Works Body Lotion: Pearberry- 236 ml
1 adet Bath& Body Works Body Lotion Island Cotton- 100 ml
1 adet Neutrogena  Yoğun Bakım kremi- 300 ml
1 adet The Body Shop Body butter- Coconat- 200 ml
1 adet Yves Rocher- Ming Shui body lotion - 150 ml
1 adet Avon Exotic Beaches Body Lotion- 150 ml
1 adet Avon Celebre body lotion- 150 ml
1 adet Avon Care Hydrafirming body lotion- 400 ml
1 adet EST Body Lotion-  Raspberry - 250 ml 
1 adet EST Body Cream-  Raspberry - 250 ml 
1 adet Nivea Moisture Mist body spray ( sanırım ismi böyleydi, üşendim kalkmalara)
1 adet Nivea Summer Beauty Bronzlaştırıcı vücut losyonu ki kendisi asla ama asla bronzlaştırmaz. Benim hayalet bacaklarımda bile en ufak bir ton farklılığı yaratamamıştır, hem de 1 ay boyunca hergün kullanmama rağmen!

(listem çok komik oldu ya, 1 adet şu, 1 adet bu, hihi)

Evet, bunlar sadece açılmamış ya da en fazla bir- iki kez kullanılmış olan kremlerim, ayrıca, açılmış, yarılanmış, ya da bitmek üzere olan bir sürü kremim var. Söz verdim kendime, evlenene kadar almayacağım artık.( Gerçi avonların hepsi siparişlere verilen hediyelerden, para vermedim şükürler olsun!) sevgilim ve anneme göre, bunlar beni evlendikten sonra da idare edermiş, gözüm doysunmuş!

Böyle işte, hedef büyük, hepsini bitirip, yenilerini haketmek için çok çalışmam gerek bence:/ Gideyim de sürüneyim biraz bari..

Not: Bir de Bath&Body Works'lere kıyamama, sürememe, bitecek diye korkma durumu var ki, o ayrı ilginç, incelenmesi gereken bir psikoloji. Ona girmeyeyim.



















28 Kasım 2010 Pazar

LYDIA 'NIN PARFÜM ÇEKİLİŞİİİİİ



Hergün genelde en az bir , bazen birkaç tane post hazırlayarak, blogunu hiç bir zaman ihmal etmeyen, böylece her bilgisayar başına oturduğumda mutlaka sitesine uğradığım birkaç blogdan biri nasılgiysem.

Parfüm delisi biri olarak, en çok da parfüm yazılarına bayılıyorum, öyle güzel anlatıyor ki koklamış kadar oluyorum okuduğumda. Ben de tabi ki parfüm çekilişine kayıtsız kalamadım, çıkmaz demedim, şansımı deneyeyim dedim son günde :)

İyi şanslar :)))




21 Kasım 2010 Pazar

MUDO'NUN ETTİĞİ AYIP!

Geçen gün Mudo'da kendime ayakkabı bakıyorum. Denedim, beğendim alacağım fakat ayakkabının üzerindeki aksesuarına birşeyler olmuş, yapıştırıldığı yerden kalkmış, basit birşey aslında, muhtemelen reyonda, denene denene o hale gelmiştir. Ben de görevli kıza gösterip, aynı ayakkabının denenmemişi var mı, bunun şurası şeyolmuş falan diye sordum salak gibi.. 

Sormaz olaydım. Kız bir bana baktı bir ayakkabıya sonra aldı ayakkabıyı benden ve tüm mesai arkadaşlarını başına topladı. Abartısız 5-6 kişi ayakkabının başına toplandılar ( Bu arada bana arkalarını dönüp, uzaklaştılar, duymamayım aman!) Bildiğiniz komite topladılar yani. Yaklaşık 15 dakika kadar ayakkabının fiyonkunu benim bozup bozmadığım, ben bozduysam şimdi ne olacağı, bana yeni ayakkabı verilsin mi verilmesin mi bunu tartıştılar! Gerçekten de bunu yaptılar. Sonra komite kararı verdi ve dağıldı, görevli arkadaş da gelip, maalesef başka yok bu ayakkabıdan dedi, bir de zaten bozmuşsun ayakkabıyı bir de utanmadan bize gösteriyorsun, mahvettiğin ayakkabıyı al ve defol git bakışı attı. 

Aslında, zaten komitenin bana olan bakışlarından ve fısır fısır 15 dakikalık toplantılarından böyle bir sonuç çıkacağını hissetmiştim ama sırf merakımdan bekledim, acaba ne diyecekler diye. Sonuç umduğum gibi oldu. Tabi ben o ayakkabıyı alır mıyım? Aşkımdan ölsem almam.
Kızın eline tutuşturdum ayakkabıyı, buyrun siz giyin bunu dedim ve çıktım. Ayakkabıyı alırım diye düşünüyordu herhalde ki çok şaşırdı. Uzun süre mudo'ya gideceğimi sanmıyorum. Çok sinir oldum.


HER GÜZEL ŞEY BİTERMİŞ!

Yine geldik harika bir tatilin sonuna! Dünden aldı zaten beni stres, baş ağrısı. Yarın sabah yine 6 da kalkılacak, trafik sıkışıklığında sinir bozulacak, sonra ofiste insanların saçma sapan " ay canım canııım, tatilin nasıldıı?" sorularına kısa ve cevap gerektimeyecek cinsten cevaplar verilecek, beni bekleyen tonlarca işe gömülünecek. Off çok stres oldum yine.

Annemler kızıyor, biz sizin yaşınızdayken böyle sızlanmazdık, ne çabuk bıktınız çalışmaktan, çalışmak güzeldir diyorlar. Evet, çalışmak güzel ama sadece para kazanıp, kendi ayakların üzerinde durma kısmı! Yukarıda saydığım kısımlar değil. Çevremde, bir tane bile işinden memnun olan, ay ben çok severek çalışıyorum diyen arkadaşım yok. Çok iyi yerlerde çalışanlarda bile bir memnuniyetsizlik. Sizce neden? Ben bulamadım valla.

Önümüzde tatilsiz uzuuuun bir dönem var şimdi. Ben yatar.
 



7 Kasım 2010 Pazar

VALLAHİ DE YEDİM, OH AFİYET OLSUN BANA

Bu saatte, ekmek arası sucuk yenir mi yenmez mi tartışmayacağım! Yedim bile, oh! Bir daha olsa bir daha yerim.

Not: Sevgilim yanımda olsa ye koçum ye demeyi ihmal etmezdi :/

Bir de Küçük Sırlar dizisine bir iletim olacak, çok küçüksünüz, yazıktır bu yaşta bu kadar üzmeyin kendinizi, bi sakin olun, çocuk olun azcık! Ay bu ne biçim dizi ya! 



17 Ekim 2010 Pazar

MURAD ÜRÜN YORUMLARI

Ürünlerim 5 günde elimdeydi. 2 haftadır kullanıyorum ve şu an için çok memnunum. Cildimin tonu, yüzeyi çok değişti, kendine geldi resmen. Gündüz yağlanma azaldı, gece de sebepsiz aşırı kurumalar oluyordu onlar azaldı nemlendirici akne jeli sayesinde. Kısaca yorumlar şöyle:

Acne Spot treatment: Yeni çıkan sivilcelerin büyümeden yok olmasını sağlıyor, ayrıca mevcut izleri çok hafifletti. Şu an için çok memnunum. Portakalımsı kokusu var, zaten içerikte en sonlarda portakal kabuğu yağı da var.

Nemlendirici akne bakım jeli: Şu ana kadar kullandığım, beni en çok etkileyen akne tedavi kremi :) Çok beğendim. Gerçekten de cildi nemlendiriyor, ancak tedavi de ediyor. Komedonlarım küçüldü,  kimisi yok oldu. Gözeneklerim eskisi gibi gözüme batmıyor, ayrıca effaclar K nın yarattığı kırmızılık da geçti ( Bir zamanlar effaclar k benim için mükemmeldi!)

Ben önce spot treatment sürüp, 15-20 dk sonra diğer ürünü sürüyorum. Bir de Acne Skin Perfecting Lotion aldım ki kendisi bu serinin 3 no'lu adımı oluyor, nemlendirici bu da. Dün geçti elime, bugün ilk kez kullanıyorum o yüzden pek yorum yapamayacağım.

Biliyorsunuz, genelde ilk kez kullanılan ürünler , dünyanın en kötü ürünü bile olsa, bir iki hafta cildinizde mucizeler yaratırmış gibi olur, ay çok güzel, aman bir daha asla değiştirmem falan dersiniz, sonradan etkisini yitirmeye başlar hatta kötü gelir cildinize. O yüzden ben bu sefer de hayal kırıklığı yaşamamak için ürünlerle aramda oluşabilecek herhangi bir duygusal bağlılığa engel olmaya çalışıyorum :) Cildim bu şekilde gelişmeye devam ederse ( umarım!!) 2-3 ay içinde miiikeemmel bir cilt olabili. Tabi o zaman ben de buradan Dr. Murad beylere teşekkürlerimi bir borç bilirim.



14 Kasım güncellemesi: Ürünlerden hala çok memnunum. Skin perfecting lotion çok süperharikamanyakgüzel bir nemlendirici :) Gündüz güneş koruyucumun altına uyguluyorum, cildimi süper nemlendiriyor, kızarıklığı yatıştrıyor, tedavi ediyor. Kaldı ki benim cildim bir kremin altına başka bir krem kaldırmaz normalde, ama bu kremi kesinlikle kaldırıyor. Yapısı oldukça yoğun, emilmesi 5-10 dk alıyor ama kesinlikle yağlı değil. 
Çevremdeki herkes cildimin çok düzeldiğini söylüyor. Kısacası ürünlerimle aramdaki aşk giderek büyüyor :) Şimdi sırada çok övülen, övüle övüle bitirilemeyen Oil Control Mattifier SPF 15 var, ama çilekte bir türlü stoğa giremediği için alamıyorum!



25 Eylül 2010 Cumartesi

BIR DE BUNU DENEYELIM

Effaclar duo hakkında aşağıdaki postumda yazdığımdan daha öte bir bilgi alamadığımdan, başka arayışlara yöneldim :P Muradın ürünlerine açıkçası hep ön yargıyla yaklaştım. Türkiyede zaten aşırı pahalı ancak yabancı sitelerde de, pahalı olduğu yorumları hep var, yani sadece bizde pahalı değil. Ancak yorunlarda dikkatimi çeken bir şey var ki, Murad kullananlar ya çok mükemmel, Murad ürünleri olmadan yaşayamam diyor ya da Murad ürünleri çok pahalı bir hiçbir işe yaramıyor, paranızı çöpe atmayın diyor. Yani ortası yok. Ben de bundan etkilenmişim sanırım:) 

Strawberrynet'de,  hassas ciltlere özel ürünlerde büyük indirim var. 2 ürün dikkatimi çekti:

1. Gentle Acne Treatment Gel:
İddiası akneli cildi nemlendirerek, yatıştırarak tedavi etmesi. İçeriği güzel gibi duruyor, %0,5 salisilik asit, Glikolik asit, retinol, A ve E vitaminleri, çay ağacı yağı, lavanta yağı ve birkaç bitkisel öz daha var. En hoşuma giden yanı alkol olmaması. 75 ml

Yağlı cilt ürünleri maalesef bol alkollü genelde. Ancak Muradın birkaç akne ürününün içeriğini inceledim ve alkol yoktu bunlarda.

Cildim akne tedavi ürünlerine hep pul pul kuruyarak, kızarıp, kaşınarak tepki vermiştir ve asla cildi kurutmayacak nazik vir akne tedavisinin varlığına inanamamışımdır. Bakalım Murad beyler bu fikrimi değiştirebilecekler mi?


2. Acne Spot Treatment: %3 sülfür, glikolik asit, salisilik asit, yulaf özü, A ve E vitamini, Lecitin, portakal ve üzüm çekirdeği yağları, çinko, allantoin vırt zırt şeklinde, gözüme çok zengin görünen bir içeriği var. Sadece aknelerin ya da sorunlu bölgelerin üzerine sürülmesi tavsiye ediliyor, adından da anlaşılacağı gibi.
15 ml.

Her iki ürünü de Türkiyeden alabileceğim fiyatların yaklaşık onda biri kadarına falan aldım. Burada resmen kazıklanıyoruz cümlesini 371023710 kez tekrarlamak geliyor içimden.

Şimdi de gözüm Correcting Moisturiser SPF 15 ve Murad Clarifying Toner'de. Tonik yine alkol içermiyor, witch hazel( hamamelis) özü içerikte en başta ki kendisi akneli ciltler için iyi birşeymiş. Hemaroid tedavisine de birebirmiş :P ( şaka yapmıyorum, öyleymiş) Strawberry fiyatı 33 tl olan bu tonik, burada 80 lira. Aldığım Gentle Acne Treatment Gel 169 TL!

Ben yukarıdaki iki ürüne toplam 50 tl ödedim, bir de bağlılık indirimi oldu üç beş kuruş yine.İhtiyacı olan varsa çileğe bir baksın.

18 Eylül 2010 Cumartesi

EFFACLAR DUO KULLANANLAR?

Uzun süredir Effaclar Duo yu merak etmekteyim. Bugün az kalsın alıyordum ancak testerı yoktu ve denemeden almak istemedim.. Yeni denebilecek bir ürün olduğu için pek fazla yorumu yok internette, mua da birkaç yorum bulabildim bir de birkaç yabancı blogda. Genel olarak herkes övmüş, hiç kötü yorum yoktu..


Siz kullandınız mı? Hadi bana iyilik yapın da yorum bırakın eğer kullandıysanız:)
Cildim bugünlerde yine stresten perperişan, sivilceler aile kurup, çoluk çocuğa karışıyorlar yüzümde... 

9 Eylül 2010 Perşembe

ÇALIŞANA BAYRAM AYRI GÜZEL

Ailece öyle ramazan, bayram telaşı yoktur bizde. Gayet rahatızdır. Bizim için bayram demek Fethiye, Bodrum, Marmaris fellik fellik gezmek demektir.. Eskiden bayramdan 2 ay önce yapardık planları, otel rezervasyonlarını.


Şimdi ise, ben yoğun çalıştığım için bayramlarda tek istediğim şey uyumak, kalkıp kahvaltı etmek, sonra uzanmak, akşamüstü uykuya dalmak, akşam da uyanıp gezip tozmak :) Evet çok basit oldu, farkındayım.. Ne yapıyım yaa. Arabaya bin, bilmem kaç saat yol git, otele git, süslen püslen yemeğe in, birkaç gün sonra dönüş yolu çek.. Üff çok yorucu geliyor.


Neyse, ben dün çok kötü hasta oldum. Batı Nil ateşi oldum sanırım :P Ama zamanlama süper, dün yarım gün çalıştım, eve geldim 1 saat sonra ateşler içindeyim. Sabah hiçbirşeyim yoktu! Nasıl olur anlamıyorum.


Bugün odamı toparlaıdm, makyaj çekmecelerimde köklü temizlikler yaptım. Birkaç parça ürün var, kimisi hiç açılmamış , kimisi açılıp bir kez denediğim..Belki blogumda onları aldığım fiyattan daha  düşüğe satışa koyabilirim. Evde durup bozulmalarını istemiyorum. Hepsi yeni, en fazla 4-5 ay öncesinde aldığım ürünler. Neyse, bir ara fotoğraflarını çekersem üşenmeyip, bir satış postu hazırlayabilirim.

Bu arada, ben spora başladım. Hergün popo sallayıp, elma topluyorum.. Çok zevkli. Tabi ki sadece popo sallamaktan ibaret değil :)


Neyse bu tatil bir gloss ruj potu hazırlamak istiyorum, umarım kısmet olur.. Sıcaklar hafiflemesine rağmen tam olarak kendime gelmiş değilim..Yavaş yavaş diriliyorum ama


Bu arada bol bol bayram çikolatası yiyorum, çok güzel !!!

6 Eylül 2010 Pazartesi

LIZ CLAIBORNE- CURVE SOUL EDP

Parfüm delisi biri olarak, ne zamandır parfüm postu yapmak istiyorum..Tembelliğimden  yapamıyorum.  :)








Neyse birer birer gelecek parfüm postları..

Geçen hafta aldım bu ciciyi Strayberry den. Liz Claiborne- Curve Soul edp, 100 ml

Tanıtımında, lotus, kaktüs, bambu, musk, armut notalarının yer aldığı yazıyor. Benim izlenimlerim şöyle;
İlk sıkıldığında bol bol lotus, bambu kokusu alıyorum gerçekten. İlk anda Noa Fleur u andırıyor bana, ama çok kısa sürüyor bu his.Sonra armut ve başka meyvelerin kokusu baskınlaşıyor. 15 dakika içinde bir anda DKNY Be Delicious olup çıkıveriyor :)

Edp olduğu için çok kalıcı, meyveli kokuları seven biri olarak bunu da sevdim. Özellikle yaz için ideal. 
Koku çok özel bir koku değil, birilerinin hafızasında yer etmek, özel zamanları ölümsüz kılmak gibi hayaller kurmayın bu parfümle. Çok hoppidi hoppidi, yum yum bir parfüm bu ( nasıl anlattım, hemen kokusu burnunuza geldi eminim :P). Yazın hafif olsun, üstüme arılar konsun, bol bol sıkınayım, kalıcı da olsun ama fiyatı da uygun olsun derseniz alın.


Karton kutusunun üzeri kabartmalı desenlerle kaplı, oldukça hoş .Şişe ise fazla basit, özellikle üzerindeki kalp şeklindeki stickerıyla daha da basit. Yani o sticker çıktığı zaman, o şişenin hangi parfüme ait olduğunu anlayamacaksınız, şişe tasarımcıyı hatırlatmayacak size. Parfüm şişelerini çok seven biri olarak, çok fazla basit buldum sticker fikrini.

Normal fiyatını bilmiyorum ama Strawberryden, 100 ml  sıpeşıl pörçıs 21 tl ye aldım Bu arada aynı parfümün erkek için olanı da aynı boy ve aynı fiyat, ilgilenenlere duyurulur!



THE BODY SHOP- ALL IN ONE FOUNDATION

Bayıldım kendilerine.. Body Shop 2 al 1öde ( ya da benim salak deyişimle 1 al 2 öde ) kampanyasından yine karlı bir alışverişle yararlandım.


Efendim, ben bu ürünün 02 nosunu aldım ki Türkiyedeki en açık tonu bu. Yurtdışında bir de 01 i var ama yakınmış duyduğuma göre tonları.


Tenime cuk diye uydu rengi, ne bembeyaz ne koyu durdu. Benim aldığım sarı tonlu, bir de 03 vardı ki hemen hemen aynı açıklıkta pembe tonlu- hiç hazetmem pembe tonlu ten ürünlerinden, ezberlemişsinizdir artık!


Neyse efendim, pudra bu nasılsa çabuk biter diye 2 sini de bu üründen aldım. Fiyatı 34 tl, tanesi 17 liraya gelmiş oldu ki başka bir sevinç nedenidir bu benim için. Ekönömi yapıyoruz.. 












Asıl konuya gelelim, ürünün açıklaması şöyle, ikisi bir arada makyaj bazı. Ama saçma yani,  bunun üstüne ayrı bir fondöten pudra sürülmez bence, gereksiz. Kuru kullanınca pudra, ıslak kullanınca fondöten kadar kapatıcı oluyor-muş. Islak denemedim ancak kuru hali bile oldukça kapatıcı.Kısaca şöyle diyebiliriz normal bir pudradan kapatıcı ancak fondöten kadar kapatıcı değil, yeterince açıklayabildim mi :)


Bugün işe giderken sürdüm, hava oldukça sıcak olmasına rağmen, yüzüm normalde parladığının 10da biri parlamadı!( kesinlikle kuruluk, pullanma falan da yapmadı)
 Kalbimi kazandı çok fena bu ürün. Şeytan diyor git stok yap, 2 tane daha al, nasılsa biteceeeeekk. Diğer yanım bitene kadar 2 al 1 öde olur bir daha diyor :)


Şiddetle tavsiye edebileceğim ve tekrar alacağım bir ürün. Bu arada ambalajı da şık ve kullanışlı!



24 Ağustos 2010 Salı

Ya gerçekten bu kadar uzaklaşmış olamam modadan  efendim, son giyim trendlerinden falan. Ama herşeyin bir sınırı var. Cık cık ...


Bir takım salaklar görüyorum bu ara, mini eteğin altına beyaz mus çorap giyiyorlar. Kimse kusura bakmasın valla.


İlk geçen gün gördüm, termometre sokakta 53 dereceyi falan gösteriyordu.. Sıcaktan beynim sulandı ve yanlış gördüm sandım. 1 saat sonra tekrar gördüm bir başkasında.. Sonra yanıma gelen arkadaşım da dehşet içinde beyaz çoraplı kızlardan bahsetti. Moda mı bu dedi..O zaman emin oldum.


Bu sıcakta bacaklarınız pişik olacak yavrularım, mantar bakteri üreyecek, hayvancıklar çoğalacak.


İğrençsiniz, tek kelimeyle iğrençsiniz.. Yalnız, düşündüm de haydi iğrençliği, pisliği, moda ikoncanlığını falan geçtim de, 50 derecenin üzerindeki sıcaklıkta külotlu çorapla dolaşabilmek insan üstü bir güç ister. Bu konuda takdir ettim kendilerini. 


Not: Sanırım yaşlanıyorum, yeni nesilin acayip davranışlarını kaldıramıyorum, sinirleniyorum, garipsiyorum. Biz küçükken bol pantolon giymemize, göbeğimize piercing takmamıza kızan teyzeler gibi..Acaba bu bir döngü mü? Yoksa her yeni gelen nesil biraz daha mı saçmalıyor? Bazen düşünüyorum da, otobüste liseli kızları dövecek gibi oluyorum, benim kızım böyle okula gitse dayak manyağı yaparım diyorum.. Amaniin çok şiddete yöneldim, çok tahammülsüz oldum :/

23 Ağustos 2010 Pazartesi

WILL BE BACK SOON!

Uzun süredir yokum yine. Yazın çöken tembellik, benim depresif hallerim, yorgunluğum.. Hergün izlediğim bloglara giriyorum heyecanla, yeni bir post var mı diye, sonra da ne zamandır aklımda olan yazıları yazmaya başlasam diyorum ama yazamıyorum, elim gitmiyor. Çok sıkılıyorum ey blog alemi. Çok depresifim bu aralar.
Erkek arkadaşımın dağıtım yeri belli oldu, çok şükür çok iyi bir yer, rahatı yerinde. Nereye çıkacak, ne olacak derdim bitti . 


İş yerinde çok ama çok stresliyim. Bazen düşünüyorum ben mi abartıyorum diye, hayatımı bu kadar etkilemesine izin veriyorum diye. Neyse..


1 haftalık kısa bir tatil yaptım, tatilde dinlendim ama işe dönüş beni daha depresif yaptı. Doktora gittim, genel kontrole. Çok streslisin, kendini hiçbir şeye zorlama dedi, stresten uzak dur dedi! Bol bol uyu dedi! Hiç mümkün olmayan şeyler yani..


1 sene hemen geçiversin istiyorum, 1 yıl daha yaşlanayım. Aşkoş gelsin askerden, evlenelim. Bu arada 3 ay geçti bile..


Hafta sonuna kadar güzel bir postla karşınıza çıkacağım sevgili izleyiciler. Kışın umarım kendime gelmiş olacağım..Bu arada, yaz çocuğu olarak , ilk kez kışın gelmesini istiyorum. Annem şaşırdı. Ne diyorsun kendine gel, sen kışı sevmezsin, yaz kızısın dedi.. Ters giden birşeyler var :/

13 Temmuz 2010 Salı

DDF BLEMISH MINIMIZING MASK

Ölmedim, yaşıyorum halen:)

Ay çok özledim bloguma yazı yazmayı, onu da geçtim, internette gezinmeyi özledim. Blog okumayı özledim..Boş boş oturmayı da özledim. Bu aralar çok yoğunum sanırım. Bir de hastalıktan başımı kaldıramadım, halen farenjitimle savaşıyorum. Bademciklerim isyanda.
Neyse..

DDF Blemish Minimizing Mask tanıtayım da, benim gibi cilt bakım manyaklarına belki bir yararı olur ucundan. Gerçi yararlı bilgiler verebileceğimden emin değilim :/

Lekeleri azalttığı iddia edilen kükürtlü bir maske bu. Ancak DDF Sulfur Mask ile karıştırmayın. Onda %9 oranında kükürt var sanırım. Bu başka bir maske, ancak içindeki sülfür oranı belirtilmemiş,  daha az herhalde..

Kil maskesi aslında. Kil, mentol, kükürt ve başka bitki özleri var. Kısacası yağlı - problemli ciltler için bir maske işte.

Kavanozda katı gibi görünse de, sürünce ince bir yapısı var, açık yeşil-sarı gibi rengi, sarılığı kükürt veriyor herhalde. Sürdükten hemen sonra kurumaya başlıyor, yüzünüzde kaskatı kesilmiyor ince olduğundan. Cildi yakmıyor ancak mentol gözleri yakabiliyor azıcık, ama hemen geçiyor.

Üzerinde, 3-5 dakika bekletin yazıyor, zaten 3 dakikadan önce kuruyor. Ben 5-10 dakika bekletiyorum. Yıkaması kolay, hemen akıyor ciltten, kalıntı bırakmıyor, çok kolay arınıyor. En güzeli de, yıkadıktan sonra çok fazla bir kuruma- gerilme yaratmıyor. Ama azıcık kükürt kokusu çıkıyor suyla birleşince:)

Aldığımdan beri 3-4 kez kullandım bu yüzden yararı oldu mu bilemiyorum, düzenli kullanmaya çalışacağım. Bu arada, yaklaşık 1,5 ay önce falan çilekten indirimdeyken aldım, 25 TL ye. Şu anda fiyatı 50 TL civarında sanırım, Türkiye'de bu ürün var mı bilmiyorum.

15 Haziran 2010 Salı

ORALARDA HAVALAR NASIL?

Sıcaklardan, kozmetik aşkım bitti, yerle bir oldu..
Aslaa ve asla pudra veya fondöten sürmeden işe gitmeyen ben, günlerdir, yüzüme kremden başka birşey sürmeden çıkıyorum sabah.. göz kalemi bile süremiyorum, sabahın 7 sinde, nasıl bir sıcak olabilir ki, inanmıyorsunuz değil mi? İşe gidene kadar gözümde kalem, yanağımda allık kalmıyor.. Eriyip gidiyor.


Bugün müşterim vardı diye zorla rimel + nivea lip balm sürdüm. Bu kadar.


İşin ilginci, kozmetik alımı da durdu bende, pudra fondöten asla ilgimi çekmiyor, allıklara bakmıyorum, hele ruja hiç.. Sürekli su içtiğimden ruj da kalmıyor zaten, sürmenin bir anlamı yok..


Bu sıcakta bir de pilates topuyla cebelleşiyorum, umarım bir işe yarar. Gerçi dondurmaları böyle mideye indirmeye devam edersem , bunu beklemek saçma olacak.


Üstüme giyecek birşey bulamıyorum, olanların içine giremiyorum! Allahım, zayıflamam lazıım :( Garfield ın göbeğine yaklaştım yani


Siz nasılsınız?

7 Haziran 2010 Pazartesi

PİLATES

Sizce şu anda yanıbaşımda duran, sağlıklı yaşam adına alınmış pilates topuyla beraber yuvarlanma ihtimalim yüzde kaç?
Bence %100. Sen Ebru Şallı mısın, neyine pilates, neyine top diyenleri duyar gibiyim:?!?!


30 Mayıs 2010 Pazar

LA ROCHE POSAY ANTHELIOS AC SPF 30- hayal kırıklığı

Bu üründen geçen senelerde 2 şişe kullanmıştım, sonra başka markalara geçmiştim. Hiçbir zaman işte bu benim güneş kremim, heh buldum, dünyalara değişmem, ömrümün sonun kadar bunu kullanacağım diyebileceğim bir güneş koruyucu bulamadım, ama bu idare ederdi benim için yine de..Piyasadaki hemen hemen her markayı - dermokozmetik olan her marka- kullandım, kullanmadıklarımı da, testerlardan kullandım birkaç kez en azından..


Neyse efendim, dedim bu yaz ben yine bunu alayım, hazır tüm cilt bakım ürünlerim la roche olmuşken, bu da la roche olsun. Almaz olaydım.. Şöyle ki , dün aldım zaten,bu sabah çıkarken süreyim dedim.. O ne öyle, eski yapısıyla alakası yok, vıcık vıcık yağlı birşey..Bir de baktım kutunun üzerinde, minicik "new" yazıyor. 


Yazdığına göre, eski formülüne göre, yeni formül daha az kimyasal filtre içeriyormuş. E tamam bu iyi birşey ama, başka bir farklılık da var.


Sonra içeriğine baktım, eskinin içinde talc vardı, bu da daha kolay emilip, oldukça mat durmasını sağlıyordu. Bu kutuda, talc yok içerikte maalesef. Zaten sürerken elime gelirdi, pütür pütür. Talc çok iyi bir madde olmasa da cilt için, maalesef yağlı ciltlerin kurtarıcısı ve ben o haliyle seviyordum bu kremi..Çok sinir oldum, on saat emilmedi, vıcık vıcık kaldı yüzümde.. Offf bu aralar zaten hiç birşey istediğim gibi gitmiyor, ne alsam kullanamıyorum kozmetik- cilt bakım ürünü namına.. Nasıl bir şanssızlıksa...


Kısacası, eski formülünü sevip de, aman la roche çok mat la roche alayım diye almayın bunu, eski yapısından çok farklı çünkü..

29 Mayıs 2010 Cumartesi

ÇOK ÖZLEDİM

Kendimi 24 senelik hayatımda, ilk kez bu kadar yalnız hissediyorum. Canım sevgilim askerde, beni günde 4 bazen 5 kez arıyor ve ben yine de ağlamadan zırlamadan duramıyorum, yapayalnız hissediyorum kendimi.. Odama giremiyorum. Duvarlar üstüme geliyor şu anda. Eve girmek istemiyorum. Kendimi sokaklara atıyorum, dışarı çıktığımızda arkadaşlarıma yalvarıyorum eve girmeyelim diye..suratım asık. babam sürekli neyin var diyor.. annem halime üzülüyor.. ben sürekli ağlıyorum, şu anda ağladığım gibi.. sorunum kötü bir yere çıkmış olması değil, aksine, çok çok iyi bir yerde, bela mı arıyorum acaba, şükretmek yerine böyle ağlayıp zırlayarak?


Hayır, her dakika, şükrediyorum , iyi bir yerde olduğundan içim rahat ama çok özlüyorum onu. Uykudan uyanınca elim hep telefona gidiyor, hep aramak istiyorum, sonra ayılıyorum, hatırlıyorum askerde olduğunu..


En çok da uyumadan önce onunla konuşamamak koyuyor..Sesini duymadan uykuya dalamıyorum. Telefon açık, onun nefesini duyarak uykuya daldığım geceleri özlüyorum... Daha da 15 ay özleyeceğim..


Bugün "seninle uzun uzun sohbet etmeyi özledim aşkım" dedi. Ben de çok özledim, uzun uzun birşeyler anlatmayı ona, onu dinlemeyi.. Bir de sürekli "geçecek bu günler sevgilim" diyor.. Kendini çok iyi hissettiğinden değil, ben üzülmeyeyim diye..


Düşünüyorum da, o orada daha yalnız değil mi benden? Ne hakkım var bu kadar ağlamaya üzülmeye? O daha yalnız, daha zorluk içinde değil mi benden? Ama olmuyor işte, zorluğu çeken o, ağlayan ben.. Ne kadar zayıfım!


Nefret ediyorum kendimden şu an ve yine ağlıyorum.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

SONUNDA PRESLEDİMMM

Evet, evet, presledim. Sonunda. Önce cumartesi gecesi de yazdığım gibi az bir miktar mineral fondöteni kurban ettim, deneme amaçlı. Baktım pek güzel oldu, heheytt kim tutar seni dedim..


Kırılan E.L.F Glow allığımı hayata döndürdüm önce, çok mutluyuum.. yuppi.


Sonra, EDM farlardan, bird bath adlı olanı presledim.. sırf deneme amaçlı yine.


En son da, EDM den aldığm, bir sürü sample boy, abuk subuk renk fondöteni Flormar pudra kutusuna boca ettim ve presledim.. Ortaya süper bir renk çıktı! Yaklaşık 6 kutu falan tam sample boy fondöten koydum, birkaç tane de yarım yarım olanlardan, herhalde bir büyük boy etmiştir..


Neyse, resimler konuşsun.


Bu arada, ELF allığım, eskiden kırılmadan önce daha gevşek bir yapıya sahipti, şimdi eskisinden daha sert ve sağlam oldu, nihaha:)


EDM far, shimmer serisinden bir far, maalesef bu biraz loose kaldı. Çok iyi presleyemedim mi, yoksa yapısından dolayı mı tutmadı bilmiyorum ama en azından eskisi kadar kapağı açar açmaz puufff diye tozutmayacak. Nefret ediyorum onu yaşamaktan...


Fondöten de miss gibi oldu. En çok da yanımda taşıyabileceğime ve sünger ile sürebileceğime seviniyorum.. Sırada EDM Snuggle allığım var ama bugün çok yorgunum..




kırık Glow allığın %70 lik alkol ile buluştuğu an :P

                                     
  Bu da, preslemenin ardından 24 saat geçtikten sonra hali
 Göründüğü üzre kendi rengine döndü , ama birkaç saat öncesine kadar hala alkolün etkisiyle koyu turuncu bir renkteydi :)


boş edm fondöten kapakları ve bir adet tatlı kaşığı :P


fondötenin preslendikten 24 saat sonraki hali



EDM Bird Bath göz farı.

23 Mayıs 2010 Pazar

BUGÜN

Bugün yeni babet aldım kendime, krem rengi. dandik ama çok rahat olan cinsler var ya, hani orda burda satılıyor..pek güzel bişey, sanki deriyi kafes kafes örmüşler gibi. gözünüzde canladı mı? sanırım hayır. neyse önemli değil.


Manyaklar gibi dolu yağdı bugün, takır tukur, camlar kırılıyor sandım, gök gürlemedi, höykürdü, çemkirdi..gökyüzü mosmor oldu.. çok korktum.


İşte ben, dolu yağmadan 5 dakika önce, yeni aldığım, krem rengi mini mini şirin elbisemi giymiştim, babet falan giyip çıkacaktım..hava muhalefetinden dolayı, elbise gerisin geri çıkarıldı, tayt üzeri gömlek, ceket + çizme kombini yapıldı.. Mayısın 22 sinde de, dize kadar deri çizme giydim ya, kim tutar beni höyt.. ama öyle bir hava yok muydu sevgili İzmir'liler?


Şu anda acayip soğuk hava, ya da bana öyle geliyor, deliler gibi giyindim, yatmaya hazırlanıyorum fakat üşüyorum, içim titriyor.. enteresan.


Az önce , aylardır istediğim şeyi gerçekleştirmiş olabilirim.. Sanırım mineral fondötenimi presledim, ya da preslediğimi sanıyorum. Sabaha içine fırça bandırınca dağılıp dağılmamasına bakacağız, göreceğiz. Zira eğer preslendiyse, evde toz halinde tek bir makyaj ürünü kalmayana dek presleme çalışmalarım devam edecek..Toz makyaja hayır kampanyası başlatmak istiyorum, mineraller preslensin, tozu dumana katmasın...


Bu arada, strawberryden verdiğim, Loreal 3 lü mineral set siparişlerim geldi ama 2 hafta sürdü gelmesi, yine uçaklar kalkmadı ya uzun süre ondan..İsveçten geldiler yine bu paketlerim de, tam sorunlu zamanda sipariş vermişim yani.. neyse sağ salim geldiler, aynı anda cheapsmells parfüm siparişlerim de gelmiş..postacı elinde 4 mini mini kutuyla kapıyı çalmış, parfümleriniz geldi demiş anneme :) öğrendi  pek tontiş postacımız artık :)
Fondötenleri açmadım, açmaya niyetim yok.. elimde 79273192 tane fondötenim var şu anda ama allığın birini açtım ( zaten 2 set de aynı, allıklar da aynı bu durumda), hafif simli bir pembe ama doğal bir renk, beğendim kendilerini.. ambalaj da çok güzel. minerallerin taşınamama, bir yerden bir yere götürülememe, götürülürse heryere dökülme olayına çözüm bulmuş Loreal ciğim, basit ama akıllıca. Fotoğraflar gelecek..


aşkoş Çarşamba günü asker. geçsin 15 ay, evlenelim artıkın.


Yarın kendimi Forum Bornovaya atacağım, belki terbiyeli kıyafetler bulurum :P
pazar pazar da oraya gitmek ne kadar akıllıca bilemiyorum, sorgulamak da istemiyorum. Kalabalıkta cinnet geçirir miyim acibaaa?


Haydi iyi geceler. Muah.

17 Mayıs 2010 Pazartesi

BE YU KAZIĞI!

Ay çok sinirliyim, şu anda önümdeki herşeyi parçalayabilirim!

Ama kabahat bende, hiç mi yoktu makyaj malzemen, bir beyu 'n mu eksikti Bubble!

Bugün iş çıkışı Karşıyaka çarşıya uğradım, asıl amacım üzerime adam gibi, işe giyilebilecek edepli adaplı kıyafetler almaktı, herşeyim  omzu açık, sırtı açık ,göğsü açık ... şeklinde gittiğinden, işe giyecek birşey bulamıyorum bu aralar, plajdan fırlamış gibi gidiyorum 

Neyse, tabi ki de insanın birşey almaya niyeti olunca, asla birşey alamaz, buna şaşırmadım.Bir tane adam gibi rahat ama derli toplu kıyafet, gömlek, elbise.. hiç bişey yok koskoca çarşıda. Ne Koton kaldı girmediğim, ne Mango ne Batik..neyse sinirlenmiyorum buna..


Madem birşey bulamadın, çek git evine di mi, akşam olmuş saat 9 sen hala çarşıda. Yok illa bir parfümeriye girmem lazım.. Hobi parfümerinin önünden geçerken, Loreal, Maybelline, Beyu makyaj ürünlerinde 1 alana 1 bedavayı da gördüm ya.. tamamdııırr. 

Amacım, ne zamandır istediğim bronz pudrayı almaktı. Ama aklımda bir pudra yok, tek istediğim yüzümde, turuncuya dönmeyecek, çamur gibi toplanmayacak bir bronzer bulabilmek.

Maybelline de zaten yok, Loreal Glam Bronze a baktım, hepsi turuncu..Satıcı kız en son Be-yu gösterdi.
Güneş şeklinde, 2 li bir pudra, golden bronzer olarak geçiyor. Bir kısmı oldukça pırıltılı simli bir altın rengi, ama büyük kısmı ışıltısız, turuncu olmayan, çok güzel bir renk. Bayıldım hemen tabi..Neyse fiyat ne kadar 43 lira. Loreal sanki mübarek. Alt tarafı Be-yu!

Eee şimdi sorun ne, ikinci ürün olarak ne alayım? 43 lira vermişken gloss fln almak istemedim..neyse, pudra alayım bari dedim, pudra kusacağım bu aralar gerçi .Hadi dedim, pudra bu, çabuk biten birşey, hergün de sürüyorum nasılsa, en geç 1 seneye biter nasılsa elimdekiler. aldım en açık tonu geldim.( bu arada pudranın da fiyatı 43 liraydı normalde)
Eve geldim, pudrayı denedim, tonu istediğim gibi değil, bunu da geçtim, kalite olarak bir flormar, bir alix avien, bir golden rose yani.. hiç de öyle 43 liralık birşey değil.. sinir oldum..

Neyse, hala mutluyum, çok güzel bronzerım var diye, onu denedim yüzümde... Sonuç ne?

Koca kocam pullar yüzümün heryerinde..pudra daha sürerken yüzümden uçuyor, anlamadım nasıl birşey. Bu kadar açık tenliyim, en açık pudralar bile leke gibi dururken bende, bu resmen yok oluyor daha sürerken..

Kısacası, Be-yu kazığı yemiş bulunuyorum. Birçok kişiden çok kaliteli olduğunu duymuştum ama benim için bir hüsran oldu. Çok kızgınım kendime.. 43 lira buna verene kadar, çilekten ya da cheapsmells den daha iyi bir marka alırdım, onu da geçtim, 15 liraya flormar terracota alırdım, bin basar buna...


ıyyyyyyyyyyyyyy çok sinirliyim. gidip yatacağım. kendimden nefret ediyorum şu anda. :(

16 Mayıs 2010 Pazar

BIODERMA SEBIUM H20 MİSEL TEMİZLEME SUYU


Bu ciciyi de, geçenlerde, effaclar jel ile birlikte aldım. Uzun süredir çok merak ettiğim bir üründü ve eczacım testerlarını vermişti, denedim beğendim :)

Sonra, bir de baktım, bu ürünün 500 ml boylarında, 1+1 kampanyası varmış. Daha doğrusu bu kampanyalı ürünler eczanelere sınırlı sayıda dağıtılmış ve birçok eczane, ayırıp tek tek satmış. Eczacım da benim için 1 tane ayırmış bundan.. Bir de yanında, normalde 25 TL ye satılan, 100 ml lik boyunu da bana hediye etti, acayip karlı bir alışveriş oldu benim için.  Şu anda 1100 ml sabunlu suyum var hehe:)

Aslında, bu ürünün hassas ciltler için Sensibio H20 olanından alacaktım, son anda buna döndüm :)

1. İddiaları: Hassas ve yağlı ciltlere uygundur. Alkol içermez, göz ve yüz makyajı temizlemekte etkilidir.
Mükemmel göz çevresi toleransına sahiptir. Durulama gerektirmez. 

Kullanımı: yüzü bir pamuk yardımıyla temizledikten sonra, kurulayınız.

2.İzlenimlerim: Göz ve yüz makyajını gerçekten etkili temizliyor.Kesinlikle göz yakmıyor, cildim de de herhangi bir reaksiyona yol açmadı.
 

Parfümlü, kokusu çok hoş ama cilt ürünlerinde parfümsüz olanları tercih ederim kesinlikle. Yine de yapacak birşey yok, parfüm koymayı uygun görmüş kendileri:)
 
Kullanımdan sonra, yüzünüzde yapış yapış bir his bırakmıyor, tertemiz ferahlamış bir his oluyor.

Ben nasıl kullanıyorum: Makyajımı bununla silip, arkasından temizleme jelimle normal temizlik işlemlerimi gerçekleştiriyorum, ne de olsa kimyasal, yüzümde bırakmaya gerek yok bence.

İş çıkışı dışarı çıkacaksam, yanımda taşıyorum, iş bitiminde yüzümü bununla iyice temizleyip, temiz cilde yeniden makyaj yapıyorum, bu anlamda çoook işe yarayan bir ürün. İş yerine de temizleme jeli taşıyacak değilim ya!

Bununla yüzümü sildikten sonra, jel ile yıkamasam bile, mutlaka en azından su ile durulamaya gayret ediyorum.
Çünkü misel temizlik, deterjanla, ya da deterjanımsı maddelerle oluyor. 
En azından, benim okulda gördüğüm miselar temizlik bu şekilde, deterjanlar ya da misel ajanlar diyelim, yabancı maddeler tutunarak, onların etrafını sarıyorlar :). Bu şekilde temizlik oluyor. Herhalde, bu ürünün temizleme mekanizması da buna benzerdir.

Ürünün en güzel yanı, yağlı ciltler için olmasına rağmen, cildi asla kurutmuyor, germiyor. Yağlı cilt kurutulmalıdır, haydi gelin şunu pul pul yapalım parçalayalım tarzındaki neutrogena tonikler gibi falan değil.
(Bu arada tonikler gözümde nasıl da canavarlaşmış :)

Bitince tekrar alacağım bir ürün kesinlikle, ama biterse tabii.. daha hediye olan 100 ml lik olanı bitiremedim ki, sıra diğer 2 tane 500 ml lik şişeye gelsin :)

15 Mayıs 2010 Cumartesi

La Roche Posay Effaclar Yüz Temizleme Jeli

Birkaç haftadır, effaclar temizleme jelini kullanmaya başladım. Yeni formüllü olan, 200 ml lik ambalajlı olandan aldım, hem de 2 li paket :)




1. Oldukça akışkan ve şeffaf bir jel. Kıvamı kullandığım birçok temizleme jelinden sulu.

2. Çok kötü kokuyor, Effaclar K ile aynı kokuya sahip. Tek sevemediğim yanı bu oldu jelin

3. Merak edenler olabilir, içeriğindeki 2. madde sodiumlaurethsulfate. Ben takık değilim böyle şeylere, cildime birşey iyi geliyorsa, sls miş, parabenmiş takılmam :) Bir ara herkeste sls ve paraben fobisi vardı. Çok saçma geliyor nedense bana.

4.Cildi yağlı olmayanlar kesinlikle kullanmasın, çok kurutuyor. Benim cildimi de çook ama çok kuruttu.
Normalde, cildimi çok kurutan ürünler kullandığımda, kistik sivilceler basardı yüzümü. Bu jelde de çok korktum böyle olmasından, ama cildimi aşırı kurutup pul pul soymasına rağmen, sivilce falan çıkmadı, hatta cildime iyi geldi diyebilirm.

Kurutma problemi beni normalde çok rahatsız eder dediğim gibi, ama şu anda, sabahları Hamilton Everday Face SPF 30 kullanıyorum, bu çok bol nemlendiren ama yağsız bir ürün. Effaclar ile iyi bir ikili oldular, onun kurutucu etkisini gideriyor, çok güzel yatıştırıyor cildimi.

Akneli ciltlere tavsiye ederim:)

12 Mayıs 2010 Çarşamba

ŞİŞKO BUBBLE :/

Bugün İngiltereden müşterilerim vardı. Kendileri en sevdiğim müşterilerim, hiç öyle soğuk tipik ingiliz değiller, gayet sıcak ve tatlılar. Ama bugün bana öyle bir soru sordular ki çok içerledim kendilerine. Buradan teessüflerimi iletiyorum kendilerine Türkçe olarak.

Otururken, "çocuğun var mı?" diye bir soru yöneltti bir tanesi. Şoka girdim, "No" diyebildim sadece. Oha yani, evet 3-5 kilo almış olabilirim ama hala kimse 24 yaşında olduğuma inanmıyor, hala 18-20 gösterdiğimi söylüyorlar genelde. Çok mu anaç gördü de beni sordu yoksa çok mu şişman gözüktüm bilmiyorum...

Geçri bu soruyu sonra, 2 arkadaşımıza daha sordular, onlar da benim yaşlarımda ve oldukça fit vücuda sahipler. Buradan avutayım kendimi bari.

Yine de kilo vermek için itici bir kuvvet oluşturdu üzerimde. Neyse sıcaklar bastığı için çok mutluyum zira bu havada yemek yiyemiyorum pek, sürekli meyve, salata, su ile besleniyorum. Bir de işten gelince bir taraflarımı kaldırıp spor yaparsam tam süper olacak.

Şişko patitis bubble.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Öylesine mesudum ki:?!/?([

Evet, saçmalıyorum. Şoktan saçmalıyorum. Yani mesut , mutlu falan değilim.

Bugün işe gitmedim, çok hastayım, grip+farenjit oldum da azcık. Doktora gittim, senin boğaz maşallah pek bir iltihaplanmış, berbatsın dedi, ilaç yazdı... Sonra eve geldim, yatıyordum biraz önceye kadar.

Kapı çaldı, postacı T.C Başbakanlık'tan gelmiş bir kağıt getirdi, katlanıp zımbalanmış.

Açtım, öğrenim ve katkı kredimin geri ödemesi ile ilgili. İlgili demiyelim ya da ta kendisi. Ödeme planı. Çok güzel hazırlamışlar, sağolsunlar, çok teşekkürler.

Allah razı olsun, 10 taksite bölmüşler! Ayda, 1.250 TL. Ayda ortalama 150 TL aldım diyebiliriz, 5 yıl boyunca..Şimdi 10 ayda ödüyorum, 1 sene bile değil! Hem de ayda 1.250 TL.

Bu arada, maaşım 1250 TL, yeni mezun bir tekstil mühendisiyim bildiğiniz üzre.İş bulabilmiş olan şanslı kesimden.. Ben bu maaşla, ayda 1250 TL kredimi de öder, bir de para bile arttırırım diye düşünüyorum, sizce de artırır mıyım? 

Bu arada, hesapladım 5 senede, 8750 TL falan kullanmışım, 12.500 TL geri ödüyorum. 

Neyse, bu ülkede hala herşeyin iyi gittiğine inanan insanlar var, birşey söyleyemiyorum. Sinirden gülüyorum şu an farenjitli farenjitli. Sesim de pek bir havalı çıkıyor böyle çatal çatal..

Oh, baya bir ağırlık çöktü mideme, sanki kocamaan bir kazık yemişim gibi, neyse ben bu toklukla gideyim de biraz para biriktireyim. Ne de olsa aç günler beni bekliyor. Haydı görüşürüz.

7 Mayıs 2010 Cuma

ÜRÜN YORUMLARI

Son aldığım, aşağıdaki postlardaki ürünleri yorumlamamıştım, en son orada kalmıştık :)

Hemen yorumlayayım:

Bourjois Yes To Volume No To Clumps Mascara: Çok severek kullanıyorum. Bir ara fotoğrafını çekip koyacağım. İnce, tarak gibi bir fırçası var. İddiası, topaklanma yapmadan, dolgunlaştırması. Fakat, dolgunlaştırmıyor maalesef. Ancak çok uzatıyor, yani maskaranın sloganıyla bir çelişmesi var. Ben memnunum, gerçekten de topaklanma olmuyor , tek tek ayırıyor ve ok gibi uzatıyor. Bir daha alır mıyım, evet hem de yine indirimli yakalarsam 5- 10 tane :)

Garnier Sivilce ve İz karşıtı roll on: Bu ürünü yorumlamamı isteyen birçok kiş oldu, özür dileyeceğim kendilerin ama kullanmadım desem ben onu :S
Bir kez kullandım sadece , sivilceyi azıcık küçültmekten başka birşey yapmadı, ama azıcık.. Yani öyle iddia ettiği gibi mucizevi bir ürün değil, bol deterjanımsı kokulu.. gereksiz, parama yazık oldu.

Bu arada yeni cilt bakım cicilerim de var, onları da bir ara paylaşacağım, bu gece yoruldum gari :)

SONUNDA GELDİM:)

Bir de geldim, 72 izleyicim olmuş, 1 ay önce bıraktığımda 60 idi yanılmıyorsam. 1 ay boyunca yazmayarak, iyi bile izleyici kazanmışım:) Neyse, bir daha bu kadar ayrı kalmayacağım blogumdan, özledim çok.

Ayrı kalışımın nedeni de, erkek arkadaşımın askere gidecek olması ve bizim sürekli beraber vakit geçiriyor olmamız, aynı zamanda işlerimin yoğunluğu. İşten çıkıp erkek arkadaşımla vakit geçiriyorum, ondan ayrılınca da işe gidiyorum:) 1 aydır eve uğramadım desem, abartmış olmam sanırım. Masamın üzerine haftalar önce koyduğum şeyler bile duruyor öylece..

Neyse, ben bu ayrı kaldığım süreç içinde, hiçbirşeye vakit bulamasam da, internetten alışverişe pek bir vakit bulum sevgili okuyucularım. Malum, 5 dakika içinde tüm online alışveriş sitelerini gezip, milyon tane ürün sipariş edebilme yetisine sahibim malesef. Yine geldi E.L.F ler, gitti, cheapsmells ler.. onlarda yeni birşey yok, daha önce aldığım kullandığım ürünler.. Ama aşağıda, yeni cicilerim var, ilk kez kullanacağım kendilerini, ve bugün elime ulaşmış bulunuyorlar. Çok mutluyum :)

İlk olarak, Strawberry, loreal çıkartmam..Mother's Day Special dan aldım bu pudralar. Bare Naturale serisinden, compact pudra. Oha, ruh hastası mısın, neden 4 tane aldın derseniz, çok ucuzdu,loreal pudraları hep sevmişimdir ve burada oldukça pahalı, ayrıca  pudra dediğin lanet şeyler, 1 ayda bitiyor!

Bu arada bu ürün Türkiyede yok maalesef.

2li paket halinde, 22 liraydı ki bir de bağlılık indirimim vardı, üç beş kuruş da oradan indi:)

Rengi Light Ivory, en açık ton. Ivory normalde pembe tonlu olur ancak light ivory rengi sarı tonlu bi renk, rengin bana koyu gelmesinden korkuyordum ama çok güzel oldu. "casper, the friendly ghost" şeklindeki cildimle uyum içinde rengi. Yapısı çok ince, çok kapatıcılığı yok ama çok mat tutacak bir pudraya benziyor.  Bu arada pazar günü sipariş verdim ve bugün geldi. (İsveç'ten geldi paket, bu da enteresan birşey, Hong Kong'tan değil. Bildiğim kadarıyla stok hangi şubelerinde varsa oradan gönderiyorlar, öyle birşey daha önce de oldu bana)

Fırçası çok şirin ama allık sürerim ben bununla, bayılırım yarım ay şeklindeki fırçalara zaten. pudra sürmek için uygun değil bence.. çok bebiş ama :)

Fırçanın, kapakta takılması için tırnaklı bir bölüm var, bir de fırçanın pudraya değmesini engelleyen bir kılıf. Fırçayı tırnakların içine sokup, üstüne kılıfı koyup kapatmak gerekiyor, biraz alengirli. Ben onun içine bir sünger atıp, fırçayı da allık amaçlı kullanırım ..( NOT: ayrıca, 2 adet de Loreal Bare Naturale, 3 lü makyaj kitinden sipairş verdim, gelince yorumlarımı paylaşırım, çok heyecanlıyım:)







Aşağıdakiler de, Eyüp Sabri Tuncer'den yaptığım anneler günü alışverişi. Burda da %50 indirim vardı e body splashlere dalmak gerekiyordu bu durumda. Bu arada, EST nin kadınlar gününde yaptığı kampanyayı kaçırdığım için çok üzülmüştüm.

Öncelikle, EST nin bu ürünlerini, ilk olarak Chun Li 'nn blogunda görmüştüm, siteye girip incelediğimde, aa ama bunlar bir Victorias Secret, bir bath&body works olmuşlar diye bakakaldım. Ambalajlardan, mililitrelerine kadar aynı..Yıllardır, neden bir Türk markası şu meyveli body splash - body lotion işine girmiyor, neden illa ABD den gelen kuzenlere, amcalara ısmarlamalıyız, ya da neden gg den 80 liraya almalıyız diye hayıflanıyordum ki, EST yaptı sonunda. Çok başarılı buldum seriyi, bence daha da geliştirilebilir ama yine de çok güzeller.

Gördüğünüz üzre, 1 adet terlik hediyeli Raspberry Perfume Jewels set, 2 adet Raspberry body splash, 2 adet oda spreyi, 1 de lavanta kolonyası aldım. 

Raspberry body splashlerde bir manyaklık yaptım yine gördüğünüz gibi, o tamamen benim kırmızı meyvelere olan obsesifliğimden kaynaklanıyor. 20 taneden fazla seçenek var kokularda ama gittim 3 tane aynı kokuyu aldım, manyaklık..Bir dahaki alışverişimde kavun ve papaya deneyeceğim, almadığıma pişman oldum.

Perfume jewels setin kutusu, içinden çıkan terlikler herşey çook ama çok tatlı, bence hediye olarak vermek için de çok uygun ambalajı. 

İçinden çıkan hediye terliklerin şirinliğine bakar mısınız? Terlikler kaliteli değil ama kalite aramıyorum zaten hediye bir terlikte, tamamen göze hitap ediyor, evde banyodan sonra giyer, yeni gelin gibi dolaşırım artık dantelli güllü terliklerimle:)

Ahududu serisinin kokusu çok güzel, özellikle vücut losyonlarının kokuları daha da güzel. Body splash daha bir çileğimsi kokuyor, bence biraz daha ahududuya benzetilebilirdi. 1 saat önce sürdüm kollarıma, buram buram kokuyorum halen.

Oda parfümleri de, Okyanus ve Lavanta. Lavanta olan çok güzel, bildiğimiz mis gibi lavanta kokusu işte, ama Okyanus olan gerçekten de deniz gibi kokuyor, çok ferah. Bunları banyoya arada sırada sıkmak için aldım, evde oda kokusu kullanan bir aile değiliz, zira zararlı buluyoruz kendilerini.

Lavanta kolonyası, 250 ml ve cam şişede, misss missss. Nostalji kokuyor buram buram. 

Bu arada, EST den alışveriş yapan herkesin kutusundan hediye antibakteriyel jel çıkmış, bana çıkmadı, hıh :(





4 Nisan 2010 Pazar

Strawberrynet alışverişim

Bu günlerde güzel bir rimel arayışındayken, strawberrydeki easter indiriminden Bourjois dolgunlaştırı maskarayı gördüm. İkili paket halinde sadece 22 tl di ki almazsam ayıp olurdu, gerçi nasıl olduğu hakkında en ufak bir fikrim yok!






Fırçası biraz enteresan geldi, nasıl birşey öyle pek anlamadım, açıkçası internette de çok iyi gösteren bir resmini bulamadım. Sitesinde ürünün bahsi bile geçmiyor, ya da ben göremedim:)

Sabah 8 de aldım ve 10 da dispatched maili geldi, haftaya gelir diye düşünüyorum, çok heyecanlıyım :)

Bu maskarayı kullanan var mıı?

GARNIER AKTİF SAF& TEMİZ Sivilce ve İz Karşıtı Roll On

Migrosta gezinirken gözüme çarptı bu ürün. Sanırım yeni çıktı ya da ben yeni görüyorum. Sivilce ve özellikle de izlere karşı çok etkili olduğu iddia edilmiş ambalajında, deneyip göreceğiz .







Temizleme jeli de vardı bu yeni serinin. İkisi de 14 liradan, 8.90 a düşmüştü Money card indirimiyle. İçeriği iyi gibi geldi gözüme, roll on u deneyeyim dedim.

Niacinamide, salisilik asit (%2 sanırım) ve yaban mersini özü var içinde. Yaban mersininin antiseptik ve yara iyileştirici özelliği var.

Maalesef ürün kokulu, deterjanımsı bir koku var. MUA yorumları pek iyi değil, aldıktan sonra okudum :( Ama belli de olmaz.Cilt bu , herkeste farklı:)

Sivilce olmayan bölgelere sürmeyi düşünmüyorum. Şu anda aktif sivilcem yok ama izlerim var. 1-2 hafta kullandıktan sonra yorumlarımı yazarım.

31 Mart 2010 Çarşamba

E.L.F siparişlerine devam..

Evet, kaldığım yerden devam ediyorum E.L.F lerime:

Studio Undereye Concelaer& Highlighter:

Yine ambalaj olarak bence çok güzel olan bir ürün.Neresi güzel bunun diyebilirsiniz, zira görünüşte birşey yok, dokunmanız lazım :) (Dokununca böyle yumuşak, mat bir dokusu var ambalajının ama ben anlatamadım onu size ya çok saçma oldu, unutun :P)

Öncelikle kapatıcı kısmının rengi bana oldu, koyu gelmedi, gözlerim yaşardı! Ayrıca her iki tarafın kıvamı da çok sulu.
Benim göz altlarımda çok sorunum yok, hatta hiç yoktu ama 2 aydır çok yoğun çalıştığm için morluk başladı çok hafiften, yine de rahatsız oluyorum. Bu kapatıcı bana yetti ama ciddi morluk problemi olanlara asla yetmez. Çok çok hafif bir yapıda.
Highlighter bölümü, göründüğü gibi bembeyaz, içinde belli belirsiz pırıltılar var. Bu bölüm de çok hafif kıvamda, sürüldüğünde pek birşey farketmiyor.
Bu sabah önce kapatıcı üzerine de aydınlatıcı bölümünü tüm göz çevreme sürdüm, çok birşey farketmedi açıkçası :) Ben bir daha alabilirim belki ama çok problemli gözlere tavsiye etmiyorum.





Studio Cream Eyeliner:

İşte bu ürüne ba-yıl-dım! Çok mutluyum artık eyeliner çekebiliyorum  hem de aceleyle işe giderken sabahın 6 sında !

Daha önce, SoChic' in blogundaki , eyelinerlı fotosuna keşke ben de böyle çekebilsem diye yorum bıraktığmda, marifetin jel eyelinerda olduğunu yazmıştı, yalan da söylememiş. Kendisini andım sabahın köründe, belki kulakları çınlamıştır:P

Çok diyecek birşey yok, tekrar tekrar alırım, çok beğendim, şiddetle tavsiye ediyorum.



Studio Golden Bronzer:

Çok ince yapıda, rengini çok güzel veren yumuş yumuş bir bronzer. 4 rengi de çok güzel, allık değil de far olarak kullanasım geldi. Gözümde de denedim, çok güzel durdu.


Çok pırıltılı daha doğrusu pırıltı demek doğru olmaz, sedefli ya da metalik görünümlü diyelim. Cildim prolemli ve gözenekli olduğundan sedefli ürünler kötü duruyor.  Yine de fondöten+pudra ikilisinin üzerine sürülebilir.






Boyu da oldukça büyük, kısacası beğendim, tavsiye ederim.



Blotting Sheets:

Resimde gördüğünüz gibi aşırı ince bu yapraklar. Rengi de yeşilimsi ve içinde ot parçaları gibi görünen parçacıklar var. Ne oldukları hakkında tek bir fikrim yok ama görüntüsü çok çirkin, açıkçası kıl oldum!

Pakette 50 adet var, fiyatı 1,5£ . İçinde, yeşil çay özü varmış, öyle yazıyor, o iğrenç görünümlü partiküllerin yeşil çay parçacıkları olduğunu düşünmek istiyorum :/

Bir daha alır mıyım bilemiyorum:/


30 Mart 2010 Salı

Yine E.L.F!

20 Martta verdiğim E.L.F siparişlerim gelmeden, 24 Mart ta tekrar verdim. 20 Martta verdiklerim, 25 Martta elimdeydi!
24 Martta verdiklerim de bugün geldi. Öylesine mesudum ki:P

Her siparişimde, biraz daha büyüleniyorum, biraz daha e.l.f çi oluyorum sanırsam:P

Sırasıyla tanıtacağım gelenleri, lakin çok uykum var yarıda kesebilirim postu.

1. Studio Pressed Powder: Yapısı, ambalajı, inceliği herşeyi harika! Tek harika olmayan yanı neresi tahmin edin bakalım, hiç de zor değil! Tabi ki koyu geldi bana ! En açık rengi aldım hala daha koyu, hem de az buz değil, baya kahverengi oldum sürünce. Ağlamak istiyorum sevgili okuyucu! İngilizler beyaz tenli değil miydi yahu? Hiç bir gerçek anlamda beyaz tenli İngiliz in bunu sürebileceğini sanmıyorum elf, bizi bilmiosun da kendi insanını da mı tanımıosun!



Dediğim gibi yapısı çok güzel, çok ince ve sürüldüğünde ipek gibi yapıyor. Beklediğimden çok kaliteli. Alt tarafında süngerini koymak için bölüm var, kapağında da aynası. En güzel özelliği de ıslak ve kuru kullanılabilmesi.
Beni asıl şaşırtan şey, kapağını açtığımda ilk tepkim " aaa rengi çok güzel, tam bana göreymiş" oldu ama tenimde şaşırtıcı biçimde koyu durdu. Hala inanamıyorum. Çok mutsuzum çok :(:(



2. Blush and Bronzing Compact: Bu ürüne bayıldım.
Pembe ya da şeftalimsi pembe diyebileceğimiz bölümün rengi çok tatlı, her tene gider. Bronz olan bölüm ise benim için fazla koyu, fırçanın ucuyle dokundurdum ama leke gibi durdu yanağımda. Pembe tarafını kullanacağım. Her iki tarafı  da altın rengi ışıltılı bu arada. Kapağında aynası var. Diğer studio serisi allıklar gibi taş gibi değil, gayet yumuşak ve rengini kolay veriyor.







3. Nourishing Cuticle Pen:  Bu ürünün ucu bildiğimiz boardmarker lar gibi. Tahta kalemi diye dalga geçtim hatta:P Ucu oldukça sert, tırnak etlerine nazik davranılmalı . Mucizevi bir nemlendirme sağlamıyor ama bu aralar iş yerinde güzel oyalanıyorum bununla. Bitince bir daha alırım sanırım:/


Haftasonu da 24 Mart siparişlerimi yazarım, zira çok uykum geldi, gözlerim kapanmakta. Onları yarın deneyip, daha bir heyecanla anlatırım.
 ( böyle de dan diye bitirilir yazı)

28 Mart 2010 Pazar

E.L.F Glow allığım paramparça :(

Aşağıda gördüğünüz resim paramparça olmuş bir glow renk allığa ait. Çok üzüldüm, zira ilk kez bir allık
 kırıyorum. Bir yandan ya Lancome blush subtil'im kırılmış olsaydı diye kendimi teselli ederken, diğer yandan parçaları eski boş bir everyday minerals fondöten kutusuna boşalttm ve sallaya sallaya toz haline gelmelerini sağladım . Bu görüntüye minerallerden alışığım nasılsa :)

 ( ELF in 1,5 £ lik serisinin allıkları aşırı  yumuşak yapılı, kırılması çok olağan bu yüzden.Çantamın içinde sarsıntıdan kırıldı sanırım. Yine de çok seviyorum kendilerini bu minişlerin )


MİM: Meslekler

Gizemel mimlemiş beni, aslında mimlendiğimi onun blogunu okurken gördüm ama hafta içi çok yoğun olduğumdan yazmaya fırsatım yoktu, bir de yorum bırakmış, belki yoğunluktan görememişimdir diye :)

Ay ben  bu mim için neler yazsam az. Eğer bir tekstil mühendisi okuyucum varsa, kendisi çok iyi anlayacaktır beni.

Öss zamanını çok buhranlı geçirdim. Hayatım boyunca ders çalışmayı sevmeyen, ama nedense hep notları  iyi olan bir öğrenci oldum, nasıl başardıysam! Öyle çok zeki falan değilim, hep yumurta kapıya dayandığında gerektiği miktarda çalışmışımdır. İşte ÖSS ye hazırlanırken de, tüm sene yattım, gezdim, tozdum, tüm BBG, Benimle Evlenir misin formatı programları izledim. Sonra sınava 1 ay kala herkes gibi ben de rapor aldım ve çalışmaya başladım. İnanılması güç olsa da, sınava girerken, hala hiç kapağını açmadığım, bilmediğim konular vardı. Ne kadar gözüm karaymış!

Şimdi olsa, deli gibi çalışırdım diye düşünüyorum, zire hayat zor:)  Gençlikte bazı şeylerin önemini kavramamış oluyor sanırım insan:) Neyseki, çalışmalarım yetti ve istediğim bölüme girdim.

Tekstil mühendisliğini neden istiyordun derseniz, hiçbir fikrim yok. Mühendis olmak istiyordum, ama makine, inşaat, elektrik- elektronik falan asla değil. Tekstil müh den sonraki tercihim kimya mühendisliği, sonra mimarlık falan diye gidiyordu.

İlk sene her bölümde olduğu gibi hazırlık senesi var. Ancak, Ege Üniversitesi Tekstil mühendisliği, çift dilde öğretim yaptığından, Almanca ve İngilizce hazırlık seçenekleri var. Hazırlığı ne dilde okursanız, mühendislik eğitimine de o dilde devam ediyorsunuz. ( Tekstil Mühendisliğinden çift dil uygulaması, sadece Ege Üni. de vardı, şu an ne durumda bilemiyorum ama o zaman öyleydi)

Benim İngilizce iyiydi, az biraz da Almancam vardı, ve tekstil dili Almanca olduğundan , hem de almancamı geliştirmek istediğimden Almanca hazırlık okumayı seçtim. Böyle bir tercih yapacak olanlara tavsiyem, eğer ingilizceleri çok iyiyse, Almanca hazırlık seçmeleridir. Ama ingilizceniz yeterli değilse, maceraya atılmaya gerek yok, İngilizce hazırlık okuyun. Bence her dili yarım yamalak bilmektense, bir dili çok iyi bilmek daha iyidir her zaman.

Her mühendislikte olduğu gibi 1. sınıf temel derslerle geçer, 1. dönem Fizik 1 , Matematik 1 , Genel kimya, Organik kimya, Statik, Dinamik , Edebiyat ve Tarih dersleri alınır. İkinci dönem de bunlar Fizik 2, Matematk 2... şeklinde devam eder. 1. sınıfta, ortak mühendislik derslerinden başka, bölüm derslerine de hafiften dokundurulur, Doğal lifler, Kimyasal lifler, Ekonomi 1 gibi...
2. sınıf en zor sınıftır. Bu aslında her bölümde böyledir, ama bizim bölümde, daha da zordu. Çünkü, yine sadece Ege Üni Tekstil Müh . de olan bir opsiyonlara ayrılma durumu vardır 2. sınıfın sonunda. Yani 3 . sınıfa, uzmanlık bölümünü seçmiş bir şekilde başlarsın. Opsiyonlaşma olayı şu an İTÜ de var mı bilemiyorum ama bildiğim kadarıyla ben okurken yoktu.

İşte, bu yüzden, insancıklar 2. sınıfın sonunda bölüm seçecekler, biz bunlara yükleyelim herşeyi, öğrensinler, ona göre seçsinler bölümlerini derler ve manyakça bir ders programı bekler sizi 2. sınıfta.

Mukavemet, İşletme, Fiziksel tekstil muayeneleri, Kimyasal tekstil muayeneleri, Boya Basma esasları, örmecilik esasları, dokumacılık esasları, matematik 3 ve 4, daha şu anda aklıma gelmeyen bir sürü ders alırsınız. 2. sınıfta yanlış hatırlamıyorsam 1 dönemde aldığımız ders sayısı 9 falandı ve manyak olmuştuk.Gerçekten çok zor bir sene.

2.sınıfın yazında, İşletme Stajı yaparsınız ki kendisi 4 hafta sürer. Finaller bitince başlar, yazın ortasına geldiğinizde biter. Bu işletme stajı da sadece Ege Tekstile özel birşeydir. Bizim küçük fabrikamız olur kendileri, bir fabrikada olabilecek her türlü şey orada minyatürize edilmiştir.4 hafta boyunca, bölüm bölüm staj yapılır ve bu stajlar sonunda sınava tabi tutulursunuz, geçip kalma vardır. Ben çok şükür geçmiştim hepsinden, ama kalanlar da seneye yaza almışlardı ki bu durum hiç hoş değildir.

Bu staj yanlış hatırlamıyorsam örme, dokuma, terbiye ve atölye stajı olarak 4 e ayrılmıştı.
Bu 4 hafta oldukça yorucu ve yoğun geçer, her bölüm için rapor hazırlanır.
Örme, dokuma ve dokusuz yüzeyler, pamuk ve yün stajları çok makine ağırlıklıdır ki ben hiç hazzetmem kendilerinden,  çok zevksizdi bence. Terbiye stajı en zor ama bana göre en zevkli olanıdır, o temmuz sıcağında, lab. da bilmem kaç derece kaynar suda, çeşitli lifleri boyarsınız, testler yaparsınız..Dediğim gibi çok zorlanmıştım ama çok da zevkliydi. Atölye stajı berbattır, demir döverek, çekiç falan yapılır ki bu da beni  hayattan soğutan stajlardandır.

Bu staj sonunda, gidip dilekçeni verirsin, ben şu opsiyonu seçmek istiyorum diye. 3 opsiyon vardır. Konfeksiyon, Terbiye ve Teknoloji.

Konfeksiyon ki kendileri benim opsiyonum olur, daha çok iş ve ürün geliştirme, verimlilik hesapları, üretim planlaması gibi alanlarda eğitim alınır.

Terbiye, ismi çok komik gelse de size, kimya bölümü denebilir kısaca. Tekstille ilgili kimyasal ne varsa, onları görürsünüz, çeşitli bitim işlemleri, boyalar gibi..

Teknoloji ise, iplik, dokuma ve örme üzerinedir,ki bu bence en zevksiz alandır. Ama bunu de sevenler elbet var:)

Ben terbiye ile konfeksiyon arasında çok düşünmüştüm ama sonunda konfeksiyona yöneldim ki iyi ki de öyle yapmışım.

3. ve 4. sınıfta da oldukça zevksiz derslerin yanında, güzel dersler sizi bekler. Daha çok alana yönelik dersler vardır tabi ama yine kimya ve makine ağırlıklı bir sürü ders vardır. Makine elemanları 1 ve 2, mekanizma tekniği, Yöneylem  gibi berbbbaattt dersler vardır. Organizasyon ve Planlama, Fabrika organizasyonu, Sistem analizi, Ergonomi gibi  kazık ama bir o kadar gerekli dersler alırsınız.

Ha bir de, 3. sınıfın yazında, zorunlu sanayi stajınız vardır ki 6 hafta sürer.

Son sınıfta da, her bölümde olduğu gibi bitirme tezi alırsınız, tüm sene manyakça hazırlar, sene sonunda sunar ve bitirirsiniz okulunuzu.

Şimdi gelelim Tekstil Mühendisliği güzel midir?

Evet bence güzel ama bir o kadar da zor şartlarda çalışılan bir meslek.

Bir kere, mühendislik adı üstünde, üretim demek. Üretim de her zaman koşuşturma, stres, yorgunluk, yoğunluk, problem demektir. Eğer buna katlanamam diyorsanız, sakın yaklaşmayın, gidin İşletme falan okuyun.
Üretimde çalışıp, her akşam aynı saatte, ne bileyim saat 6 da eve gideni görmedim hiç. Çünkü üretim hep problemdir, hep mesaidir. Gece 12 olur, 1 olur, üretim aksar, insanlar işlerini yapmaz, tüm üretim bittiğinde, bir bakarsınız, çok küçük bir hata gözden kaçmış ve sonunda kocaamaan geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açmış, o zaman sil baştan. Üretim budur.

Ben, bu çıtkırıldım halimle üretimde nasıl mı çalışıyorum ? Çalışmıyorum tabi ki :)

Sanayi stajımda, üretimin her türlü pisliğini çekmiş, tozunu yutmuş bir insan olarak, en son heryerimde kabarcıklar falan çıkarıp doktora gitmiştim. Gelemiyorm arkadaşım ben öyle zorlu şartlara. Ben sakin sakin, temiz, hijyenik ortamda çalışmalıyım..

Gelgelelim, öyle de yaptım. Şu anda çalıştığım fabrikada, üretimde görevli değilim, müşteri temsilciliği yapıyorum ki bu bence işin en güzel tarafı. Bir yanınız tabi ki üretime bağlı ama asıl göreviniz, yurtdışındaki müşterinizle, fabrikanın arasında bir bağ olmak, siparişin her aşamasını takip etmek. Bu da çok zor, büyük sorumluluk gerektiren ve çok yoğun çalışılan bir iş ama benim ait olduğum yer. Bu yüzden mutluyum diyebilirim. Tabi mutlu olmamın en büyük nedenlerindne biri de çalıştığım yerin iyi olması.

Çok net söyleyebileceğim bir şey var ki, tekstil sektörü, iyi bir firmada çalışmıyorsanız, hayatınızı zindan edebilecek, ama iyi bir firmadaysanız, halinize şükretmenize neden olabilecek bir sektör.

Nedeni, tekstilin çok insan  odaklı bir sektör olması. İnsan gücü çok fazla ön planda ve iletişim becerilerinizin çok iyi olması gerekiyor. Sosyal yönü zayıf olanların kesinlikle uzak durması gereken bir sektör. Fazla iletişim içinde olmayı sevmiyorsanız, Makine ya da elektrik, elektronik müh. lerini seçmeniz bence daha mantıklı olacaktır.

Bir de, tekstilde, çok fazla insan olmasından kaynaklanan nerde çokluk orda ... durumu vardır ki, bu ne canlar yakar. Bir kere, zamanında en fazla para kazandıran sektörlerden biri olması nedeniyle, eskiden parası olan ama hiçbir eğitimi olmayan ne kadar insan varsa tekstile el atmışlar ve şuanda maalesef ülkemizdeki birçok patron böyle insanlardan oluşuyor. Tabi ki istisnalar var, ama tekstilde eğitimsiz, sırf bu işe para getirdiğini duyduğu ve sermayesi olduğu için girişmiş insanlar çok var . Başlarım mühendisliğine, yemişim ben senin gibi 10 tane mühendisi cebimden çıkarırım diyen 100 lerce patron var. Böyle şeylere hazırlıklı olun tekstilde.
Biraz fazla sabırlı olmak gerekiyor maalesef.

Ha başka bir konu da bir tekstil mühendisi nasıl çığrından çıkarılır?

1. -Ne iş yapıyorsunuz?
    - Tekstil mühendisiyim
Sessizlik.
    - Hımmm. Eee nasıl güzel şeyler çiziyor musunuz bari? Çizimin nasıl?
    - Yok çizimle alakamız yok bizim, mühendisim ben, tasarımcı değilim ki. ( burda hala sabırlısınızdır, bilmeyen birine, sakin sakin anlatmaya çalışırsınız)
    - Aaa o zaman neler dikiyorsunuz? Bu aralar neler moda?
    - Yok, dikiş dikmiyorum ben. Dikiş dikmekle alakası yok bizim yaptığımız işin.
    - E o zaman ne iş yapıyorsun ki, tekstil diyorsun ya nasıl oluyor o dikiş dikmeden?
Sessizlik...
    - Bu aralar, sence en kaliteli marka hangisi?
    - Ama teyzecim ne alakası var şimdi?

Çünkü kumaşların dokunması, örülmesi , boyanması işlemleri yoktur hiç, öyle uzaydan gelirler önümüze, ayrıca üretim denen birşey de yok, ööyle kesip dikiyoruz, öyle verimlililk hesaplarıydı, üretim planlamaydı, bant kurmaktı, ihracattı böyle şeyler yok hiç zaten.. Sadece çizilir, kesilir ve dikilir!

Bunlara hazırlıklı olun valla.

En yakın arkadaşlarımdan biri gıda mühendisi ve o da buna benzer sorulara maruz kalıyor, hala daha kıza ee sen güzel yemek pişiriyorsundur diyenler var! Ne alakaysa.

Bir de, herşeyi çok bilmek iyi değildir derler ya, bir teksti mühendisi çoğu zaman mağazaya alışveriş yapma gazıyla girer ve herşey kalitesiz görünür gözüne, bir sürü hata görür ve almadan çıkar. Bunlar da kötü yanlari:P

Hiçbir zaman aman bu mesleği seçme çok kötü, aman pişman olursun, şunu seç demedim kimseye.
Kendi mesleğin kötüleyen insanlara da hep kızarım. Hayatımda, doktorluğundan memnun olan tek bir doktor görmedim, hepsi aman sakın, hayatını karartma dedi bana. Halbuki bence çok zor ama bir o kadar güzel bir meslek.

Sonuçta, her meslekte iyi- kötü yanlar var bu bunların dozu tamamen sizin karakterinize bağlı.

Sabırlı, stres altında çalışabilen, koşturmayı ve yoğun çalışmayı seven biriyseniz, tekstil mühendisliği bence güzel bir meslek

Umarım azıcık fikir verebilmişimdir üniversiteye hazırlanan arkadaşlara.

Ay yazı çok uzun oldu, bana fenalık geldi sanırsam!